Asr-ı saadet=Mutluluk dönemi. İslam dininin en berrak ve samimi yaşandığı bir dönem. Ve bu dönemde teslimiyet ve fedakârlığın zirve noktasında yaşayan sahabeler. Onların her birisi birer yıldız gibiydiler. Kim onların hayatını örnek alırsa mutlaka doğruyu bulur.
       Biz de örnek olsun niyetiyle sahabe-i kiramın örnek hayatında bir tanesini takdim etmek istiyoruz:
 Sahabeler toplanmış, derin bir huzur ve mutluluk içinde Allah Rasulunu dinliyorlardı. O sırada camiye yüzünün rengi solmuş dizinde takat kalmamış halsiz bir kişi gelir ve
        “Esselamü aleyküm” diyerek selam verir. Peygamberimiz:
        “Ve aleykümü’s-selam” der. Gelen adam sözüne şöyle başlar:
        “Ya Rasulallah! Kaç gündür yiyecek hiç bir şey bulamadım. Açlıktan dolayı ayakta duracak takatim kalmadı. Halimi sana arzediyorum.” Rasulullah o sırada bitişik odadaki hanımına seslenir:
        “Hanım! Evde bu acıkmışı doyuracak bir şeylerimiz var mı?” İçerde hanımı seslenir:
        “Ya Rasulallah! Bizim yanımızda sudan başka bir şey yoktur. Keşke olsaydı.”
Bunun üzerine Hz. Peygamber:
        “Bu adamı bu gece misafir edecek kimse yok mu?” dedi.
Ensar’dan bir kişi ayağa kalktı ve:
        “Ya Rasulallah Ben! Onu ben misafir etmek istiyorum.
Misafir ile birlikte evine giderler. Hanımı kapıyı açar: “Esselamu aleyküm Ya hatun.”diyerek hanımını selamlar. Hanımı da tebessüm ederek:
        “Ve aleyküm selam”der.
Misafirini oturtup eşi ile yan odaya giderler. Gizlice konuşmaya başlarlar:
        “Hanım bu sahabe peygambere gelerek aç olduğunu söyledi. Kimsenin evinde yiyecek bir şey olmayınca doyurmak için ben alıp eve getirdim” Haydi Rasulullah’ın misafirini ağırla.
Bir anda kadının yüzündeki tebessüm düştü, derin bir iç çekti ve:
        “Şimdi ben Rasulullah’ın misafirine mahcup olacağım. Her şeyimizi islam uğruna harcamış insanlarız. (eliyle yok işaretini yaparak): Elimizde avucumuzda hiçbir şey de kalmamıştır. Bey! Bu gün bir tabak çorba pişirmiştim. Onu da çocuğumuza içirecektim. Vallahi evimizde bundan başka hiçbir şeyimiz yoktur.” Dedi ve misafirin aç kalacağına düşünerek üzüldü.
       Kocasının aklına birden bir fikir geldi ve karısına dediklerini yapması için şöyle tembihledi:
        “Bak aklıma bir fikir geldi. O çorbayı getir, ışığı da yak. Bu gece onu Allah Rasulu’nun misafirine yedirelim. Sonra mumun ışığını düzeltir gibi yap ve mumu söndür, ta ki; misafir yemek yiyene kadar. Biz de bir şey yemeden yiyor gibi davranalım. Kadın:
        “Ya çocuk ne olacak.” Dedi. Kocası:
        “Sen çocuğu ikna edip oyala, sonra da uyut. Sabah inşallah onun çaresine bakarız. Biz bu geceyi Allahın izniyle hele bir atlatalım. Tamam mı?” Hanımı:
        “Tamam bey.”
        Kadın yemeği hazırlar, yemek yenileceği sırada çocuklarını da uyutur. Sonra kalkar ışığı düzeltir gibi yapıp mumun ışığını söndürür. Bu sırada sanki yemek yiyor gibi kaşık, tabak sesi de çıkarırlar. Böylece bir şey yemeden aç olarak sabahlarlar. Sabah namazı olunca ikisi sabah namazına gider ve mescitte yerlerini alırlar. Namazı kıldıktan sonra Rasulullah ikisini yanına çağırır, tebessüm ederek:
        “Bu gece ne yaptınız ki Allah sizden son derece razı ve hoşnut oldu. Hakkınızda şu ayet-i kerimeyi indirdi.
وَالَّذِينَ تَبَوَّؤُوا الدَّارَ وَالْإِيمَانَ مِن قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ إِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فِي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِّمَّا أُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَن يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
        “Daha önce Medine’yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenler karşısında içlerinde bir kaygı duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi, göç eden yoksul kardeşlerini öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar başarıya erenlerdir.” (Haşr, 9)  (Buhari Tecrid-i Sarih, HNO,1527)                                       
         Bu olayda bizim için çok güzel bir örnek vardır. O da şudur; İhtiyacımız olsa dahi din kardeşimizi nefsimize tercih etmeliyiz. Paylaşma duygumuzu geliştirerek bencil olmamalıyız. Zaten Peygamberimiz (s.a.v):
         “Komşusu aç iken karnını doyuran bizden değildir” buyurmuyor mu?
         Yine Abdullah ibni Ömer(r.a)’den rivayet edilmiştir. Şöyle dedi:
         “Rasulullah’ın sahabelerinden birine bir koyun başı hediye edildi.O da: ‘kardeşim falan ve ailesi bizden daha fazla muhtaçtır.’dedi ve hediyeyi ona gönderdi. O da o düşünceyle başkasına gönderdi. Derken bu suretle o kelle tam yedi ev dolaştı ve nihayet o hediye yine öncekine dönüp geldi. Bunun üzerine bu ayet (Haşr,9) nazil oldu.                    (Hakim, el-Müstedrek, 2/484)
                                                                                                                                   Fethi KÜÇÜK
                                                                                                          Kur’an Aşıkları Derneği (KA-DER) Genel Başkanı
                                                                                                                      20 Mayıs 2014 / ŞANLIURFA

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir