Fotoğraflı Özgeçmiş

        1954 yılında Şanlıurfa merkeze bağlı Yarımtepe köyünde doğdum. İlkokulu bu köyde bitirdim. İlkokuldan sonra babam beni okutmaya taraftar değildi. Çünkü bir hayli arazimiz var ve bunları işletmek için çok insana ihtiyaç vardı. Biz de altı erkek dört kız olmak üzere on kardeştik. Bundan dolayı ilkokuldan sonra eğitime dört sene ara verdim. Bu esnada dini eğitimimi medresede almaya başladım. Ama içimde okul okumaya, tahsil yapmaya karşı büyük bir iştah ve özlem vardı. Adeta rüyalarıma giriyordu. Zaten bunun farkında olan Mahmut amcam babamı ikna ederek benim 1969 yılında Urfa İmam Hatip Okuluna kaydolmamı sağladı. Bundan dolayı maalesef medrese eğitimimi tamamlayamadım. O zaman öğrenci yurtları olmadığı için Çarkoğlu camisinin eğitim hücrelerinde birkaç arkadaşla beraber barınmaya çalıştık. Buna da şükrediyorduk. Zira teneffüslerde simit satarak okul okumaya çalışan arkadaşlarımız vardı. Böylece eğitim maratonumuz başlamış oldu. Amma içimdeki azim ve istek doruk noktasındaydı. Karşıma dağ çıksa devirirdim biiznillah. Tıpkı Ferhad’ın dağı delme azmi gibi. Beni bu karakterde ve bu azimde yaratan Rabb’ime sonsuz hamd-ü  senâlar olsun.
                                                                                             İşte hayatımın ilk fotoğrafı
1AB
        O sene başarılı bir şekilde sınıfımı geçtim. Fakat ekonomik sıkıntı çekiyordum. Bunu Allah’ın yardımıyla aşmam lazımdı. Bunun için devlet parasız yatılı sınavına girdim Adana İmam Hatip Okulunun parasız yatılı sınavını kazandım ve bu il’e kaydımı yaptım. Böylece 1970-1976 yıllarını kapsayacak Adana İmam- Hatip Okulu öğrenim hayatım başlamış oldu. Bu arada Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocamızın başbakan yardımcısı olduğu o dönemde İmam hatip okullarının ismi İmam Hatip Lisesi olarak değiştirildi ve bu kanunla bize Yüksek İslam Enstitülerin dışında başka üniversitelerde de okuma hakkı tanınmış ve böylece imam hatiplilerin önü açılmış oldu. Biz İmam Hatip mezunları ve okuyanları camiası olarak her zaman Erbakan hocamıza minnet ve şükran borçluyuz. Allah rahmet eylesin.
          Adana İmam-Hatip Lisesinde okuduğum yıllar

2 3 4 5 6 7 8 9

        Adana İmam- Hatip Lisesi’nde 1976 yılında mezun oldum. Aynı sene gireceğim ÜSS sınavı için dershaneye gitmeden bir buçuk sene önceden kendi kendime çalışarak hazırlandım. Adana’da sınava girdim ve Allah’ın yardımı ile sınavım iyi geçti. Parasız yatılı okuduğum için atamamız yapılacaktı. Diyanet İşleri Başkanlığı bu atama için bizi Ankara’ya mülakata çağırdı. Bu mülakatta başarılı olanlar Kur’an kursu öğreticisi, vasat öğrenciler camilere imam hatip olarak atanacaklardı. Başarısız öğrenciler ise hizmet içi eğitime tabi tutulacaklardı. Ben ise kafamda bir plan kurmuştum. Kendimi son gruba bırakmak ve bu kırk beş günlük eğitimden sonra hangi ilde üniversiteyi kazanmışsam oraya atamamı yaptırmak. Bu plan doğrultusunda mülakatta kendi kendimi başarısız duruma düşürdüm ve ben son gruba kaldım. Diyanet İşleri Başkanlığı, bu eğitim için bizi Çorum ilimizde topladı. Eğitim süresi sonunda kura ile yerlerimiz belirleniyordu. Elimi torbaya daldırdım ve Manisa ilimizin merkez Bahçeli köyünü çektim. O zamanlar yirmi dört saatliğine becayiş yani yer değiştirme hakkı vardı. Bu süre zarfında yerini beğenmeyenler becayiş için telaşla yer aramaya başladılar. Ben ise iki üç ay görev yapıp sonra üniversiteler eğitime başlayınca istifa edip yüksek tahsil eğitimime başlayacaktım. Bana göre sanki planım tutmamıştı. Çünkü Manisa tercihlerim arasında yoktu. Gece geç saatlerde odamın kapısı çalındı, içeriye gelen genç imam adayı bana: “Ağabey sen benim köyümü çekmişsin! Duyduğuma göre sınavın da iyi geçmiş sonra istifa edecekmişsin. Gel bana bir iyilik yap.” Nasıl dedim. O: “Sen sonra istifa edip köyüm boş kalacağına gel benimle becayiş yap da ben köyüme gideyim.” dedi. “Sen nereyi çektin.” dedim. O, Gaziantep merkez Düztepe camisini çektiğini söyledi. Ben tereddütsüz kabul ettim, çünkü Şanlıurfa’lı olmam hasebiyle Gaziantep bana daha yakındı. Evraklarımı alıp otobüsle Gaziantep’e geldim. Görev yapacağım yeni camiyi görmek için sabırsızlanıyordum. Gaziantep’te indim ve sora sora camiyi buldum. Cami daha inşaat halinde ve ortasında kum yığınları duruyordu. Müftülüğe evraklarımı verdim ve on beş gün mehil iznimi kullandıktan sonra geleceğimi söyleyerek köyüme gittim. Ve bu süre zarfında köy postasıyla yani arabasıyla getirilen sınav sonuç zarfını babam bana uzattı. Heyecanla zarfı açtım. Gaziantep ODTÜ (Orta Doğu Teknik Üniversitesi) Makine Mühendisliği bölümünü kazandığımı gördüm. Zaten atamam Gaziantep merkez Düztepe camisine imam-hatip olarak yapılmıştı. O zaman sevincim bir kat daha arttı. Yani Cenab-ı Allah hayatım boyunca karşılaşacağım en büyük ikramı ihsan etmişti. O andaki hamdimin büyüklüğünü tasavvur edemezsiniz. Daha doğrusu ben bunu bir hikmet olarak görüyorum. Böylece hamdim sonsuza kadar uzuyor da uzuyor. İzninizle ve sizin şahitliğinizde bugün burada bu hamdimi bir kere daha Peygamber Efendimizin mübarek lisanıyla tekrar etmek istiyorum:
         “Mahlukatın sayısınca, nefsinin rızasınca (kendini razı edecek kadar), arşının ağırlığınca ve kelimelerinin mürekkebince (yani sonsuz) Allah’ı tesbih eder ve hamd ederim.”
                                  (Müslim, Zikir ve Dua, HNO, 2726, Buhari, Edebi müfred, 95, Ebu Davud, Salat, HNO, 1503)
         Çorum ilimizde çekilen fotoğraflar.
  9ABC10ABCDE
         Böylece yedi sene sürecek olan cami imam-hatipliğim ve üniversite öğrenciliğim başlamış oldu. Bu arada toplumun ve özellikle öğrencilerin manevi duygularını kuvvetlendirmeyi amaçlayan MTTB (Milli Türk Talebe Birliği) Gaziantep şubesinde ikinci başkan sıfatıyla aktif görev aldım.Toplumun sağ-sol diye kamplara bölündüğü ve hiçbir insanın can güvenliğinin olmadığı bir zamanda biz de; “Mü’minler kardeştir” sloganıyla Cenab-ı Allah’ın bize yüklediği misyon doğrultusunda, gücümüz yettiği kadar çalışıyorduk.
                                                                                 Gaziantep’teki bir programda bir fotoğraf
13
         Yine 1977 yılında MTTB (Milli Türk Talebe Birliği) genel merkezinin tertip etmiş olduğu İstanbul programına Gaziantep şubesini temsilen katıldım.
          İşte o günlerde kalan birkaç fotoğraf karesi.
 14 15 1617
        1977 yılı sonunda üniversiteye giden yol üzerinde bulunan Kavaklık Camisinin imam hatibi Ömer İnci hoca ile becayiş yaptım ve böylece Kavaklık Camisine geçtim. Bu caminin bana yetecek kadar bir de lojmanı vardı.1978 yılında Şanlıurfa’da Kur’an kursu öğreticisi olarak görev yapan Hacer  Ademoğlu ile evlendim. Aynı camide ben imam-hatip, o ise Kur’an kursu öğreticisi olarak hizmet veriyorduk.
                                                                                                    Kavaklık Camisi önü
18
                                                                              Üniversite eğitimine motosiklet ile gidip geliyordum.
                                                                               Beni üniversiteye taşıyan yakıtlı düldülüm
19
                                                                                              Üniversite kütüphanesi içi
20
        Cami imamlığım ve ODTÜ’deki öğrenciliğim sebebiyle okulda bana, “ODTÜ’lü imam” lakabını taktılar. Aslında ben de bu lakabı çok seviyorum.
        Bu hayat, mezun olduğum 1983 yılına kadar devam etti.Bu zaman zarfında önce Feyza isimli kızım ve sonra Muhammed Raşid isimli oğlum oldu. Anlayacağınız üniversite eğitimim bitene kadar nüfusumuz dört kişi oldu.Üniversiteyi bitirdiğim zaman bir ilke imza atmak istiyordum. Üniversite konseyine, eğer izin verirlerse diplomamı eşimin elinden almak istediğimi rica ettim. Konsey gerekli izni verdi ve ben diplomamı eşimin elinden aldım. O zaman birçok gazete bunu haber olarak yayınlamıştı.
         İşte okul diplomam, diploma töreni için babama gönderilen davetiye, diploma dağıtım töreninde çekilmiş bir fotoğraf ve hatıra olarak sakladığım bir gazetenin küpürü.
46
454749       
        Askerlik görevimi bir an önce ifa emek için acilen askerlik kararı aldırdım. Bu arada gördüğüm lüzum üzerine tayinimi merkez Dülükbaba Camisine yaptım.
                                                                                                  Dülükbaba Camisi önü
21
         Kısa bir süre sonra bir tekstil fabrikasında müdür yardımcısı olarak göreve başladım Sonra imamlıktan izinli sayılarak kısa dönem olarak Ankara Muhabere Okulu Telli Taburu Birinci İnşa Bölüğünde askerliğimi yapmaya başladım. Yirmi günlük kısa eğitimden sonra çavuş oldum. Bu dönemin dağıtımı yapıldı. Arkadaşlarımın dağıtımları usta asker olarak başka başka illere yapıldı, benim dağıtımım ise kendi bölüğüme yapıldı. Artık ben çavuş rütbesiyle, birliğe yeni gelen acemi askerleri eğitiyordum. Burada bir hatıramı anlatmadan geçemeyeceğim. Taburumuzdaki bölüklerin on ikinci takımları okuma yazma bilmeyen askerlerden oluşurdu. Çavuş olduktan hemen sonra bölük komutanına çıktım. Ben otuz yaşında o ise yirmi iki yaşında bir teğmen. Selam verdikten ve kısa künyeyi okuduktan sonra:
         “Komutanım! Okuma-yazmayı öğretmek ve onları eğitmek için on ikinci takıma talibim. Bu takımı bana vermenizi istiyorum.” dedim. Bölük komutanı bana:
         “Sen Makina Mühendisi misin?” dedi. Ben:
         “Evet” dedim. Komutan:
         “Sen ODTÜ (Orta Doğu Teknik Üniversitesi) mezunu musun?” diye tekrar sordu. Ben yine:
         “Evet” dedim. Komutan buna bir anlam veremediğini gösterircesine başını sağa-sola salladı ve:
         “Bir düşüneyim, sonra sana haber veririm,” dedi. Çok geçmeden bölük komutanı beni çağırdı ve okuması- yazması olmayan bu takıma beni çavuş yaptığını söyledi. Ve ben işe koyuldum. Daha sonra diğer bölüklerin aynı durumdaki takımları da bize katıldı. Böylece okuması yazması olmayan kalabalık bir grup askerin öğretmeni oldum. Askerlikte buna “Ali Okulu” derler. Bunların hepsi okumayı, yazmayı öğrendiler, kendi mektuplarını kendileri okur- yazar oldular. Memleketlerinden yeni ayrılıp askere, gurbet diyarına gelen bu acemi askerlerin diğer bütün işlerinde kendilerine yardımcı oldum. Evlerine telefon açtırıp aileleriyle konuşturmalar, düzenli banyolarını yaptırmalar, gelen ziyaretçileriyle rahat görüştürmeler, hafta sonu izinlerini rahat kullanmalar, dağıtıma giderken otobüs biletlerini almalar, v.b. Bu minval üzerine her iki ayda bir sivil elbiseleriyle evlerinden çıkıp asker ocağına teslim olan bu yavrularımızı acemi birliğinde eğitip usta birliklerine gönderiyorduk. Böylece ben askerliğim süresince üç devreyi eğitip usta birliklerine gönderdim.
         İşte vatani görevimi yaparken geçirdiğim bu zaman dilimini iki sebepten dolayı unutamıyorum. Birincisi; asker ocağının kutsal olduğuna inanmam, İkincisi; dil, lisan bilmeyen, okuması, yazması olmayan, gurbet diyarına ilk defa gelen bu gençlerimize babalık yapmam. Bunun için de Allah’a hamdolsun!
         Sayılı günler tez geçer. Benim de askerliğim bitmiş, sivil elbiselerimi giymiş, sabah içtima alanında uğurlanmayı bekliyorum. Yine aynı bölük komutanı bana dedi ki:
         “Fethi Küçük askerliğin bitti, artık teskere alıp gidiyorsun. Sivil hayatında başarılar diliyorum. Bunu bana anlatsana? Bu eğitim işini nasıl başarıyordun, Bunun bir rehber kitabı var mı, bizim faydalanabileceğimiz döküman ve arşivin var mı? Varsa bize bırak da istifade edelim.” dedi. Ben cami imamı olduğum için yaz aylarında küçük öğrencilere Kur’an-ı Kerim dersi veriyordum. Bundan dolayı bir deneyiyim vardı. Bunun daha ötesinde eğitmeyi, bildiklerimi insanlara aktarmayı çok seviyorum. Ben hiç bu konuya girmedim Teğmenime:
           “Komutanım! Benim bu konuda herhangi bir arşivim ve dökümanım yoktur. Bu iş tamamen gönül işidir. Siz bir işi ciğerden yaparsanız Allah sizi başarılı kılar. Ben bu gençlerimize faydalı olmaya çalışıyordum, Allah da bana yardım ediyordu, hepsi bu kadar”. Teğmenim bir daha sordu:
          “Sivil hayatında ne iş yapacaksın?” Ben:
          “Komutanım! Ben zaten şu anda cami imamıyım ve askere izinli geldim. Sivil hayatımda Suudi Arabistan’da faaliyet gösteren bir Türk firmasında mühendis olarak çalıp inşaallah Suudi Arabistan’a gideceğim. Böylelikle bir fırsatını bulup en kısa zamanda annemi, babamı hacca götüreceğim.” dedim. Bu düşüncem komutanın hoşuna gitti ve:
        “Haydi hayırlısı olsun!” dedi.
        Aynı gün otobüsle Gaziantep’e hareket ettim. Eve vardığımda babamın yirmi gün önce vefat ettiğini öğrendim. Aşırı üzülmeme rağmen bu iyi niyetim bana teselli oldu. Nefsime pay çıkarmaktan ve riyadan Allah’a sığınırım.
Neyin nerede geleceği belli olmaz. Onun için hayatımızı hep iyi niyetlerle süsleyelim. Enes ibni Malik (r.a)’den rivayet edilen bir hadis-i şerifte  Rasulullah (s.a.v)  bu hususta şöyle buyuruyor: “Mü’minin niyeti amelinden hayırlıdır.”
                                                               (Tirmizi, Zühd, 7, Buhari Tecrid-i Sarih, HNO, 466 dipnotu, s. 2/905)
         Allah (c.c) cümlemizin ölmüşlerine rahmet eylesin.
         Askerlik yıllarında kalan birkaç fotoğraf 
   22 23 24 25
         15 Mart 1995 de teskere alıp Gaziantep’e döndüm ve izinle ayrılmış olduğum imamlık görevine tekrar başladım. Serbest olarak çalışmak niyetiyle mühendislik bürosu ve ingilizce eğitimi verecek ingilizce dershanesi açtım.İmam-hatipliğim halen devam ediyordu. Yani şimdi de imamlık ile mühendisliği birlikte yürütüyordum.
                                                                              Serbest mühendislik bürosu açtığım ilk gün
26
         İki işin birlikte yürüyemeyeceğini anladım ve en çok sevdiğim imamlık mesleğinden 06.01.1987 tarihinde istifa etmek suretiyle ayrıldım.
         İstifa dilekçem ve hizmet belgesi
36 37
         Bir süre serbest mühendis olarak çalıştım. Ancak, benim doğup büyüdüğüm Şanlıurfa ilinde inşa edilen ve dünyanın sayılı projelerinden biri olan Atatük Barajında çalışmak bana daha cazip geldi. Bu düşünceyle 1988 yılında Şanlıurfa’nın baraj alanında faaliyet gösteren DSİ 16. Bölge Müdürlüğünün açmış olduğu sınava girdim ve kazandım. Ancak atamam bu bölgeye değil de; Şanlıurfa DSİ 15. Bölge Müdürlüğü Merkez Atölye Şefliğine yapıldı. Böylece hayatım Şanlıurfa’da devam etmeye başladı.
         Merkez atölye şefliğindeki çalışma odam ve atölye önü
27 28
         Şanlıurfa’ya yerleşir yerleşmez bir  sivil toplum kuruluşu olan Şanlıurfa MGV (Milli Gençlik Vakfın)’da kültür ve eğitim kolu başkanı olarak görev aldım. Bu süre zarfında Şanlıurfa’ya birçok hatip getirterek konferans vermelerini temin ettim. Bu esnada müstear bir isimle gazetelere dini makaleler yazmaya başladım. Geceleri de evlere gidip küçük öğrenci gruplarına Kur’an-ı Kerim dersi veriyordum. Buluştuğumuz evde yatsı namazını cemaat halinde kılıyor, derslerimizi aldıktan sonra çaylarımızı içiyor ve evlerimize dağılıyorduk.
                                                                               İşte o paha biçilmez hizmetten bir fotoğraf 
29
           3.5.1994 tarihinde isteğim dışında tayinim Van DSİ 17. Bölge Müdürlüğüne yapıldı.
                                                                                              İşte o günkü gazete küpürü
39 42
        Olsun! Vatanın her tarafında görev yapmak büyük bir şereftir. Ama haksızlık karşısında susan da dilsiz şeytandır inancıyla, bu tayinimin iptali için Gaziantep Bölge İdare Mahkemesine başvurdum. İdare mahkemesi lehime karar verdi ve ben tekrar Şanlıurfa DSİ 15.Bölge Müdürlüğüne geri döndüm.Aşağıda gördüğünüz iki belge; isteğim dışında tayinimin Van DSİ 17. Bölge Müdürlüğüne yapıldığını ve tekrar mahkeme kararıyla Şanlıurfa DSİ 15. Bölge Müdürlüğüne geri döndüğümü göstermektedir.
         Bu iki belgede dikkatinizi bir tarihe çekmek istiyorum. Benim Şanlıurfa’dan Van’a tayin olduğum tarih ile Van’dan tekrar Şanlıurfa’ya tayin olduğum tarih aynı gün aynı aya tesadüf ediyor. Sadece arada bir yıl geçmiş.
         Yani Şanlıurfa’dan Van’a tayinimin yapıldığı tarih: 3.5.1994
         Tayinimin tekrar Van’dan Şanlıurfa’ya yapıldığı tarih: 3.5.1995
 34 35
        Ben bunları bir tesadüf olarak değil, bilakis Cenab-ı Allah’ın bana gösterdiği bir ibret levhası olarak görüyorum.
        Bütün hamdler ve övgüler  tüm alemlerin Rabbi (yaratıcısı ve yöneticisi) olan Allah’a mahsustur. Kalbimin en derin noktalarından gelen bir hamd ile O’na sonsuz hamd ediyorum.
        Ancak DSi Genel Müdürlüğü,Bölge İdare Mahkemesinin vermiş olduğu bu kararı yanlış bulup iptali için Danıştaya başvurdu. Danıştay lehimde verilen idare mahkemesi kararını aleyhime bozdu. Dosyam tekrar Gaziantep Bölge İdare Mahkemesinde görülmeye başlandı. Bu defa mahkeme aleyhimde karar verdi ve ben tekrar Van DSİ 17.Bölge Müdürlüğüne gittim. Bu mahkeme sürecimiz yıllar sürmüştü. Sonuçta her şey geçti. Ama insan dünya hayatında her şeye ve her sürprize hazır olmalıdır Bu konu ile ilgili olarak benim başkası üzerinde oluşan bütün haklarımı helâl ediyorum. Biz dünyada birbirimizi affedelim ki;Cenab-ı Allah da bizi mahşer günü affetsin.
        .Van Gölünün ortasında bulunan Akdamar
         Adasında tarihi bir kilise kalıntısı                                   Bizi bu adaya götüren teknede bir fotoğraf.
 30 31 32
        Yirmi beş yıllık hizmetimin dolmasıyla 15 Haziran 2002 tarihinde Van DSİ 17. Bölge Müdürlüğünden kendi isteğimle emekli oldum ve gelip memleketim olan Şanlıurfa’ya yerleştim. Böylece emeklilik hayatım başlamış oldu.
        Oturup Azrail (a.s)’i mi beklemeliydim? Hayır! Cenab-ı Allah bize yatakta ölmeyi nasip etmesin. Öyle ise ömrümün bu kalan kısmını toplumun yararına kullanmalıydım. Bu niyetle önce merkez Vali Karacan camisinde fahri olarak evlatlarımıza Kur’an-ı Kerim dersi verdim.
                                                                                                 Vali Karacan Camisi içi 
33
         Sonra iki sene merkez İmam Bakır Camisinde fahri imam hatiplik görevini yürüttüm. Birçok öğrencimizi Kur’an’la, dini bilgilerle tanıştırdım. Daha sonra Şanlıurfa merkez Ümmügülsüm Camisine geçtim. yedi sene bu camide fahri imam hatip olarak görev yaptım. Sonra bu camiden ayrılarak Kur’an aşıkları derneği (KA-DER) Genel Merkezini kurdum. Kur’an-ı Kerim’e dair bütün faaliyetlerimizi bu çatı altında yürütmeye çalışıyoruz.
         Allah cümlemizi muvaffak kılsın (Amin)
 38
         İşte atmış yıllık ömrümün öyküsü bu üç fotoğrafta özetlenmiştir. Nereden nereye! Beni bu yaşa kadar yaşatan Allah-u Teala’ya hamdolsun. Zira bu yaşa kadar yaşamayıp genç yaşta vefat eden birçok insan vardır.
        Evliyim, biri erkek diğer ikisi kız olmak üzere üç çocuğum vardır.
        Toplumun faydasına sunduğum basılmış eserlerim şunlardır.
        1)  Kur’an-ı Kerim ve Yansımaları
        2) Hadisler Deryasından Bir Katre Su
        3) Peygamberimiz (s.a.v)’in dilinden Dualar ve Zikirler
         “Kelime anlamlı, kısa tefsirli, hafızlara rehber Kur’an-ı Kerim” isimli tek ciltlik bir eser üzerinde uzun yıllardır çalışıyorum. Bitme aşamasına gelmiştir. Dua buyurun. İnşaallah bitireyim ki sizin istifadenize sunayım.
         Hepinizi saygıyla ve hürmetle selamlıyorum. Allah’a emanet olunuz.
                                                                                                                      Fethi  KÜÇÜK  “ODTÜ’lü İmam”
                                                                                                         Kur’an Aşıkları Derneği (KA-DER) Genel Başkanı
                                                                                                                         15 Mart 2015 / ŞANLIURFA

 

 

 

z