Çocuklar hayata olduğu gibi dümdüz, engelsiz, öngörüsüz bakarlar… Ne kadar güzel ve saf… Yorulmadan, kafa yormadan. Güneş ışığının dimdik açılarla, dünyayı aydınlattığı gibi aydınlık bakarlar… Bu daha sonraki yıllar bozulmaya, pörsümeye yüz tutar. Neden? Nedir bu safiyeti bozan, rencide eden olgular, gençliği törpüleyen şeyler? Hayatı tanımak mı, kendimizden uzaklaşmak mı, gayemizi anlamamak mı? Daha doğrusu menfaatler mi, çıkarlar mı, sadece kendimizi düşünmeye yönelmemiz mi? Sorular, sorular, sorular…
        Bazı şeyler yanlış gidiyor, yanlış öğretiliyor, ya da yanlış mı algılanıyor yoksa?
        Çocukluk fıtratın bozulmamış, dejenere edilmemiş halidir bence. Çocukça düşünmek de aynı olgudur zannımca… Çocuk karşısındakini kendisi gibi düşünür… Paylaşmaktır, oynamaktır amacı… Yalnız hiçbir şeyi yaşamak istemez, paylaşınca mutlu olur. Asıl mutluluk burada bence. Safiyane bir niyetle oyunu paylaşmak, oyuncağını paylaşmak, bulunduğu ortamı paylaşmak… Aynı ortamda aynı havayı teneffüs etmek…
        Kanımca asıl gaye “Biz” olabilmektir… “Biz” olunca “Ben” likler ortadan kalkar. O zaman birbirimizin farkına varırız, toplum oluruz, iri oluruz, diri oluruz. Dünyada olup bitenlerden haberdar oluruz. Alem-i islam aleyhinde kurulan tezgahların farkına varırız. Kurulan tuzaklar karşısında bir bütünün parçaları gibi tek parça halinde hareket ederiz. Böylece dünyanın ve ahiretin mutluluğunu, huzurunu yakalamış oluruz diye düşünüyorum.
        Ben küçükken hatırlıyorum. Arkadaşlarla bir konuyu konuşurken iyi ya da kötü olduğunda, “Biz” diye bahsederdim. Ayrılık, ötecilik hissetmezdim. Sonuç ne olursa olsun “Ben” demezdim. Ama zaman ilerledikçe bunun böyle olmadığını, ayrı ayrı safların tutulduğunu, benliklerin ortaya konulduğunu çok geç de olsa öğrendim. Konuşmalar sahte ve yapmacık, gayeler süfli, amaçlar başka… Cenab-ı Hakk’ın bize lütfettiği bu güzel hayatta bunlar mı olmalıydı?
        Zaten ne zaman “Benim düşüncem, benim görüşüm daha doğru” ayrışması yapıldı; koptuk, kopuverdik insanlığımızdan, hayattan…
        İyiyi de, kötüyü de, yanlışı da doğruyu da yargılayacak olan Rabbimizdir. Bize ne oluyor ki not alma ve notumuzu açıklama gereği duyuyoruz. Bırakalım yaptıklarımız gözükmesin, fark edilmesin, unutulsun. Fark eden ediyor, hem de en ince ayrıntısına kadar. Bizim kendimizin dahi farkında olmadığımız en ufak detaylarına kadar… Kendimize gelelim ve her an imanımızı ayakta tutabilmek için çaba sarfedelim.
        Bütün seslerin kesildiği, sadece Rahman’ın izin verdiklerinin konuşabildiği, her şeyin ve herkesin bizim için, şahitlik yapacağı güne bırakalım her şeyi. Bu tavrımız yapılan haksızlıklara, zülumlere susalım anlamına gelmesin tabii… Çünkü haksızlık karşısında susan, göz yuman “Dilsiz şeytandır.”
        İmanımızı ve onurumuzu ayakta tutmak için çaba sarfedelim, yorulalım. Bununla beraber insanların hidayeti için gece gündüz demeden çalışalım.
        İçimizdeki fıtri çocukluğumuzu bozmadan, temiz ve katıksız duygularla benlikten bizliğe, “ene” den “nahnü” ye doğru yol alma gayreti içerisinde hayatımızı tamamlamaya çalışalım… Vesselam.
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                       Şule Gayberi ÖĞRETMEN
                                                                               16 Mayıs 2015 Saat: 12.30 / ŞANLIURFA
Bir Yorum | Çocukça Yaşayabilmek
  1. Çok güzel olmuş.devamı dilegi ile


[yukarı]

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir