Bir televizyon kanalında AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Numan KURTULMUŞ’u izliyorum. Dış güçler tarafından organize edilen 17 Aralık 2013 tarihli akılalmaz komployu, tezgahlanan  oyunları, olmadık entrikaları, şeytanca düşünülen küresel linç harekatını anlatıyor. Pür dikkat dinliyorum. Bu komploların Türk ekonomisine verdiği zararı anlatırken konuşmasını şöyle sürdürdü:
         “Operasyonun hedefinde olan Halk Bankasının borsadaki hisseleri büyük değer kaybına uğradı. Halkbank’ın hisse değeri 10 gün içinde yüzde 26.6 oranında eridi. Operasyondan bir gün önce 19.75 milyar lira olan Halkbank’ın değeri, 27 Aralık itibariyle 5.2 milyar lira azalarak 14.6 milyar liraya düştü.
         Dolar ve Euroda da aşırı yükselme yaşandı. Bu durum enerji fiyatlarının artmasına yol açtı. Benzin beş TL. sınırını aştı. Tansiyonu yükselen dövizin tansiyonunu düşürmek ve ekonomiye rahat bir nefes aldırmak için  Merkez Bankası yirmi milyar dolarlık dövüzü piyasaraya sürdü.yetmişüç milyon insanın hakkı olan ve gıdım gıdım biriktirilen bu dövizler bir anda eriyip gitti.Bu da çare olmayınca faiz oranlarını yükseltti.Böylece Türkiyede yepyeni bir sayfa açılmış oldu. Bütün kalemler hesaplandığında Türkiye‘nin 10 günlük kaybı 105 milyar lira oldu.
         Özel sektörün de yurt dışına 255 milyar dolar borcu bulunduğu, bu borcun kur arttıkça arttığı, o günden bugüne Türk Lirasındaki değer kaybının bu borca yansıdığı ve bu durumun özel sektör üzerinde bir yük yarattığı düşünülürse sonuçların daha da vahim olduğu açıktır. Ve bütün bunları  kul hakkını hiçe sayarak ve Mahkeme-i Kübra’yı düşünülmeden insafsızca yaptılar.”
         Bunları duyunca,bir anda,dünyada bir lokma ekmek bulamayan bir sürü insanın varlığı,Afrika’da açlıkla boğuşan zavallı insanlar görüntüleri, yanıbaşımızdaki  Suriye’de yüzlerce insanın açlıktan öldüğü gerçeği aklıma gelince içim cız etti ve gayri ihtiyari duygulandım. “Yazık,yazık bu yapılır mı?”diye iç çektim.Bunları yargı ve emniyette görevli, adına “paralel devlet” denen sözde dindar bir grubun yapıyor olması ayrıca üzüntümü kat kat artırdı.
         Evet beyler! Bu yapılanlar direk kul hakkının ihlalidir. Alınterimizin,elemeğimizin erimesidir. Mahşer günü karşılaşacağız ve hesaplaşacağız. Bakın bu hususta Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de ne buyuruyor:
         30-Sen elbette öleceksin, onlar da elbette öleceklerdir.
         31-Sonra siz muhakkak kıyamet gününde Rabbinizin huzurunda birbirinizden davacı olacaksınız.
                                                                                                                                            (Zümer, 30-31)
          İnsafı, iz’anı ve en önemlisi de dini hassasiyeti olan bir kişi bir ciğer hatırına bir deveyi boğazlar mı? Bunlar oluşan kul hakkının hesabını ahirette nasıl verecekler?
          Bir dostumla 17 Aralık operasyonunu konuşuyoruz. Arkadaşım:
          “Mahşer günü bu olaylara sebep olanların yakalarına yapışarak mahşeri çınlatan bir haykırmayla: ‘Siz keyfi, inadi ve bir gruba olan kininiz sebebiyle cebimizdeki paraları erittiniz, alın terimize hıyanet ettiniz. Verin bakalım hakkımızı.’diyeceğim.”
          Dostumuzun kesin kararı için saygı duyuyorum. Zira;
         Ebu Hureyre (r.a)’den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz:
          “Andolsun kıyamet gününde bütün haklar sahiplerine muhakkak ödenecektir. Hatta boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan kısas yoluyla hakkı alınacaktır.”
                                (Müslim, Birr, HNO, 2582, Tirmizi, Kıyamet, 2, Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, 9/14)
 buyurarak  ahirette hiçbir haksızlığın karşılıksız kalmayacağını bildirmiştir.
          Ahmed ibni Hanbel de: “Ve hatta karınca karıncadan hakkını alacaktır.”
          Katade: “ Her şey, hatta sivrisinek kısas için haşr olunacak.”   demişlerdir.
Sahi mahşerdeki hesaplaşma anında hakların nasıl verileceğini biliyor musunuz? Ebu Hureyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre bunu Rasullulah (s.a.v) şöyle haber veriyor:
          “Kim ki üzerinde (bir din)kardeşinin şahsına yahut malına tecavüzden dolayı hakkı bulunursa –dinar, dirhem bulunmayan (kıyamet günü gelmez)den evvel- bugün (dünya)da mazlumdan o hakkı bağışlamasını istesin. (helallik istenmediği takdirde kıyamet günü hesaplaşma anında) zalimin salih ameli bulunursa, ondan zalimin zulmü miktarı alınır (da mazluma verilir).Eğer zalimin iyilikleri bulunmazsa mazlumun kötülüklerinden alınıp zalim üzerine yükletilir.”    (Buhari Tecrid-i  Sarih, HNO, 1090)
          Yine Ebu Hureyre(r.a)’den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz:
          “Muflis kimdir bilir misiniz?” diye sordu. Sahabiler:
          “Bizce müflis hiçbir parası ve hiçbir varlığı kalmayan kimsedir.” Dediler. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v):
          “Benim ümmetimde müflis şu kimsedir ki kıyamet gününde (kabul olunmuş) bir namaz, bir oruç ve bir zekât ile gelir. Kendisi de şuna sövmüş, şuna iftira etmiş, şunun malını yemiş, şunun kanını dökmüş, şunu dövmüş olduğu halde gelir. Hesap anında onun iyiliklerinden bir kısmı şuna verilir, bir kısmı şuna verilir.Eğer üzerinde olan kul hakları ödenmeden evvel iyilikleri tükenirse bu sefer o alacaklı kulların günahlarından alınıp bunun üzerine yüklenir.Sonra da kendisi cehenneme atılır.”     (Müslim, Birr, HNO, 2581)
          Daha birkaç sene önce yaşamış insanlar kul hakkı hususunda böylemi idiler? Karıncayı dahi incitmekten korkan ecdadın torunları böylemi olmalıydı? Bakın size yaşanmış bir olayı anlatacağım.
           Bayezid-i Bestâmi, bir yerden diğer bir yere seyahat ederken; yemeğini yemek ve biraz dinlenmek için bir ağacın gölgesinde oturur. Yemeğini yiyip biraz dinlendikten sonra yoluna devam eden Bayezid, hayli yol aldıktan sonra erzak çıkınının(torbasının)üzerinde bir karınca görür. Hazret:
          “Allah’ın bu mahlukunu vatan-cüda ettim(vatanından ayırdım).Bunun yurdu burası değil, biraz önce oturup istirahat ettiğim yerdir. Bunu tekrar yerine bırakmam lazım. Yoksa ahirette bunun hesabını nasıl öderim.” diyerek geri dönüp karıncayı tekrar o ağacın altına bırakır.
          Bazen bir konuşma esnasında: “Yenen kul hakkı yetmiş milyon Türk halkını etkiler” diye geçer. Bendeniz çok daha detaylı düşünür ve şöyle ifade ederim:
          “Yenen kul hakkı, yalnız yetmiş milyon Türk halkını etkilemez yedi milyar üçyüz milyon nüfusa sahip bütün dünya insanlarını etkiler.Çünkü yaptığımız iyilikler, kötülükler  veya yenen kul hakları aynı anda bütün dünya  insanlağının kaderini etkiler.Dolayısıyla Mahşer günü bütün bu insanlar yakamıza yapışırlar ve bizden haklarını alırlar. Yedi milyar üçyüz milyon insanla hesaplaşmak çok müthiş bir olaydır.Korkarım ki bu mazlum insanlar hep birlikte yakamıza yapışırlar.O zaman halimiz nice olur?
         Tezgahlanan bu komplolar Türkiyeyi ekonomik olarak zayıf düşürmek, böylece bölgede siyasi sahada söz sahibi olmasını engellemek içindir.Bunu niçin hala anlamıyoruz? Eğer Türkiye yeterince ekonomik güce sahip olsaydı Suriye şimdiye kadar bu zulüm altında inler miydi? Filistin’de, Arakan’da,Mısır’da müslümanlara reva görülen bu insanlık dışı uygulamalar dünyanın gözü önünde cereyan eder miydi?
          Unutmayalım! Dünyanın sosyolojik yapısı, ülkelerin ekonomik gücüne göre şekillenir.
          Bizler de ancak ekonomimiz oranında dünyanın sosyal yapısının şekillenmesine katkı yapabiliriz ve söz hakkına sahip olabiliriz.
                                                                                                                                     Fethi KÜÇÜK
                                                                                                         Kur’an Aşıkları Derneği (KA-DER) Genel Başkanı
                                                                                                                         30 Ocak 2014 / ŞANLIURFA

 

 

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir