30 Mart 2014 seçimi diğer tüm seçimlerden farklı bir atmosferde gerçekleşti. Demokrasi ve Cumhuriyet tarihimizin en zorlu seçimlerinden birini yaşadık. Sesinizin son damlasına kadar topluma hak ve hakikatları, yaptıklarınızı, yapmak istediklerinizi, ülkemiz üzerinde tezgahlanan kirli entrikaları anlattınız. Rabbim ülkemizi her türlü şer ve belalardan korusun.
        Bu seçimi zor kılan etkenlerden bir tanesi ve en önemlisi kirli 17 Aralık ve 25 Aralık operasyonlarıydı. Kuşkusuz bu operasyonlar, hükümeti zora sokup milli iradeyi rafa kaldırmaya yönelik bir sivil darbe girişimi idi. Bu kadar partilerin ve ona ilaveten henüz partileşme aşamasında olan, adına cemaat denen örgütün de adeta imanlarını rafa kaldırarak bu seçimlerde AK Parti karşısında, ne kadar canhıraş bir çaba ile çalıştıklarını yakinen gördük. Sizin başında olduğunuz hükümeti düşürmek için adeta yedi düvel AK Parti’ye karşı birleşti. “Müslüman düşmanlarının”ortak amaçları ve hedefleri “One minute”in öcünü almaktı.” Onlar bu hesabı yaparken Allah-u Teala’nın da bir hesabı ve planı vardı. Allah en hayırlı plancıdır.(A.İmran,54) Allah’ın yardımıyla aldığınız ani tedbirlerle sinsi planlarının önüne geçtiniz. Gerçekleri anlatmak için de sağlığınızı tehlikeye atarak mitingten mitinge koştunuz.Sayenizde halk kirli ittifakların farkına vardı. Böylece onların kurduğu tuzaklar başlarına geçti.
       Paralel yapı ve CHP koalisyonu, yerel seçimlere yönelik hedefini gerçekleştirmiş olsaydı şu an çok sıkıntılı bir ülkede yaşıyor olacaktık. Fakat millet bu koalisyonun planlarını % 45 gibi yüksek bir oy oranıyla bozunca neye uğradıklarını şaşırdılar. Şu andaki demokrasimiz sizin dik ve kararlı duruşunuza borçludur. Allah sizden razı olsun.(Amin)
       Gelin gidebildiğimiz kadar eski günlere giderek hafızamızı tazeleyelim. Yaklaşık kırk yıldır “Müslümanca bir duruş sergileyen” bir liderimiz olsun diye didindik. Milletimiz; Menderes, Özal ve Erbakan gibi ülkesinin refahı için çırpınan samimi ve omurgalı olarak bu liderleri gördü. Bunların dışındaki sözde liderler ekonomiyi %30 enflasyona sürükleyerek ülkeyi beş sente muhtaç ettiler. Memurların maaşını vermek için ya ülke ülke, kapı kapı dolaşıp para dilendiler ya da IMF’nin kapısında iki büklüm bekleyip borç para istediler.
       Siyasi arenada siyasilere ve liderlere güvenin olmadığı, ekonomik sahada umutların tükendiği bir zaman diliminde -12 yıl önce- Allah sizi hikmetle donatarak ülkeye bir lütuf olarak gönderdi. Aldığınız ekonomik tedbirler ve her şeyin başında Allah’ın yardımı sayesinde ekonomiyi düzlüğe çıkararak %30 olan enflasyonu %8’e düşürdünüz. IMF’ye olan 23 milyar dolar borcumuzu sıfırladınız. Merkez Bankası’nın brüt döviz rezervi 128 milyar dolara ulaştı. Kısaca son on yılda zenginliğimiz on kat arttı. Ülkemizin daha önce geçirmiş olduğu o kötü günler hafızalarda bir acı hatıra olarak yerini aldı.
      Azim ve dik duruş açısında baktığımız zaman; kırk yıl sonra da olsa “uzun adam,” “ȋmanȋ ve insanȋ duruşuyla” tüm dünyaya Müslüman bir lider nasıl olunur onu gösterdi. Sadece bizim değil, dünya Müslümanlarının hepsinin başını yerden kaldırarak rahat bir nefes aldırttı.
      Hak ve özgürlükler açısından baktığımızda; barış sürecini başlattığınızdan beri anaların gözyaşı dindi. tabutlar gelmez, çocuklar öksüz kalmaz oldu. Allah’a sonsuz şükürler olsun.
      Yıllarca kangren olmuş bir başörtüsü meselesini çıkardığınız bir kanunla çözdünüz. Böylece hem okullarda, hem de bütün kamu kuruluşlarında başörtüsü serbest oldu.
       Kur’an-ı Kerim dersini ve Peygamberimizin hayatını anlatan Siyer-i Nebi dersini seçmeli ders olarak bütün okullara koydunuz. Bu amaçla çıkarılan kanunlar sayesinde Müslümanlar rahat bir nefes aldı. Bütün bunlar için önce sizden, sonra da emeği geçen herkesten Allah razı olsun.
      Sayın Başbakanım!
      Şu anda bir karar aşamasındasınız. Şüphesiz Cumhurbaşkanı adayı olmak ya da olmamak hususunda vereceğiniz karar hayatınızın en kritik kararı olacaktır.
      M.T.T.B yıllarından beri sizi tanıyan, acizane dualarıyla ve yazdığı makaleleriyle size yüzde yüz destek veren ve bu desteği verirken de sadece Allah’ın rızasını amaçlayan bir vatandaş olarak bu husustaki şahsi görüşümü sizlere arzetmek istiyorum. Bu görüş aynı zamanda acizane benim genel başkanı olduğum Kur’an Aşıkları Derneği (KA-DER) yönetimimizin ortak görüşüdür. Lütfen bunu bir kardeş açıklamaları olarak kabul ediniz.
      Sayın Başbakanım!
      Cumhurbaşkanı seçilip Çankaya’ya çıkmak şüphesiz ki sizin en tabii hakkınızdır. Bu size ananızın sütü kadar helaldir. Ve önünüzde herhangi bir engel de yoktur. Amma;
Siz bu şartlarda Cumhurbaşkanı olursanız, büyük sıkıntıların meydana gelme ihtimali çok yüksektir. Müsadelerinizle bunları başlıklar halinde izaha çalışayım.
      1)Bu Başbakanlık görevi yani icranın başında olmanız size Cenab-ı Allah tarafından bahşedilmiş bir nimettir ve bunu bir HİKMET olarak telakki ediniz.
       İmam Hatip Lisesinde mezun olmuş biri olarak bilirsiniz ki peygamberlik çalışılarak elde edilmez. Cenab-ı Allah dilediği kulunu peygamber olarak daha ruhlar âleminde iken seçer ve onlar peygamberlik görevi ile görevlendirilmiş olarak dünyaya gelirler.
      Yine Rabbimiz insanlar içinde de bazı insanları cennette elde edecekleri makamına orantılı olarak belli vasıflarla donatır. Bu donanımlardan bir tanesi de hikmet nimetidir. Peki hikmet nedir? Bunu bize Kur’an-ı Kerim şöyle tarif ediyor:
       “(Allah) Dilediğine hikmeti verir. Ve her kime hikmet verilirse, o muhakkak ki, birçok hayra erdirilmiş olur. Ve fakat aklı temiz, özü sağlam olanlardan başkası bunu düşünemez.”   (Bakara,269)
      Şimdi birkaç başlık altında hikmetin ne anlama geldiğini izaha çalışalım. Ve ben bunları sıralarken lütfen siz de meziyet ve karakterlerinizi buna göre çek ediniz.
      1) Hikmet, sözde fikirde ve fiilde doğruyu tutturmaktır.
      2)      ”       bilmek ve bildiği ile amel etmektir.
      3)      ”       insanoğlunun kendi yararına ve zararına olan hükümleri, haklarını ve görevlerini bilme ve bildiklerini yaşama melekesidir.
      4)  Hikmet, Allah’ın emrini anlamaktır.
      5)       ”       varlık düzeninde her şeyi yerli yerince koymak demektir.
      6)       ”        güzel ve doğru şeylere yönelmektir.
      7)       ”        siyasette, insanın gücü yettiği kadarıyla yüce yaratıcıya benzemeye çalışmaktır.
      8)      ”        Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmaktır.
      9)      ”        doğru ve hızlı karar vermektir.
      10)     ”        bütün davranış ve işlerine Hakk’ı şahit tutmaktır.
      Ben acizane size verilen başbakanlık nimetini, bu makamda yaptığınız bütün hayırlı işleri, verilen kararları, çıkarılan kanunları… Hasılı bütün bu hayırlı icraatları hikmet kapsamında birer lütuf olarak görüyorum. Bu makamı, yukarıda saydığımız ve sayamadığımız bütün hizmetleri “ Ve her kime hikmet verilirse, o muhakkak ki, birçok hayra erdirilmiş olur.” ilahi müjdesinin kapsama alanı içinde olduğunu kabul ediniz. Zaten sizin de böyle hissettiğinizi tahmin ediyorum. Bunun belirtisi ‘kefenimizi giydik’ diyerek sesiniz kısılıncaya kadar koşturmanızdır. Allah bunu ancak kendisinden razı olduğu kullarına verir. Lütfen siz Cenab-ı Allah’ın rızasına mazhar olduğunuz için O’na sonsuz şükrediniz. Bunu içinizde manevi bir sır olarak gizliyorsunuz. Bu ilahi lütfu ifşa etmemek en doğrusudur.
Bunun belirtisi inşallah bu hadis-i şeriftir. Ebu Hureyre (r.a)’den rivayet edilmiştir. Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
       “Allah bir kulu sevdiği zaman Cibril’e (Cebrail a.s’a): ‘Allah filan kulu sever; sen de onu sev!’ diye emreder. Cibril de o kulu sever. Sonra Cibril gök halkına: ‘Allah filanı seviyor; siz de onu seviniz!’ diye seslenir. Göktekiler de o kimseyi sever. Sonra yerdeki insanlar (dan onu tanıyan Müslümanlar )ın gönlüne o kimse (hakkında bir sevgi) konulur (da Müslümanlar arasında da sevilir ve iyi kişi olarak anılır).
                                                                                           (Buhari Tecrid-i Sarih, HNO,1325)
      Buhari’den başka müellifler tarafından neşredilen bu hadis-i şerifin alt tarafı da şu şekilde rivayet olunmuştur:
       “Allah bir kişiye buğzedip ondan nefret edince de Cibril’e:‘Ben filan kişiyi sevmiyorum, sen de sevme!’ diye emreder. Cibril de onu sevmez. Sonra Cibril de gök halkına:
       ‘Allah filan kişiyi sevmiyor, siz de onu sevmeyiniz!’ der. Göktekiler de o kimseyi sevmezler. Sonra yerdeki insanlar (dan onu tanıyan Müslümanlar) ın gönlüne (Allah tarafından) o kimse hakkında bir nefret konulur( da Müslümanlar arasında sevilmez ve iyi kişi diye anılmaz).”
      Allah-u  a’lem işte bundandır ki siz çoğu insanlar tarafından sevildiniz. Toplumun kalbinde taht kurdunuz, adeta yer, gök, canlı, cansız her kes ve her şey “Tayyip” dedi.
İşte sizin icranın en aktif noktası olan başbakanlık makamını bırakmanız bir anlamda hikmet kapsamında olan bu kapıyı kapatmanız anlamına gelir ki; büyük bir manevi kayıptır. Affınıza sığınarak örneklemek istiyorum. Sevap üreten  fabrikası olan bir fabrikatörün buna benzin döküp kibritle yakmaya benzer. Yine amiyane bir tabirle altın yumurtlayan bir tavuğu kesmeye benzer.
       2)İnançlı insanlar sizi bir parti liderinden öte inançlarını temsil eden bir kardeş, bir ağabey veya sığınacak güvenli bir liman gördü.
       Siz örnek şahsiyetinizle kimsesiz yığınların gözünde yıllardır aranan ve nihayet bulunan bir ağabey, bir kardeş, bir lider oldunuz. Şefkati, merhameti, samimiyeti sizin şahsınızda çok bariz bir şekilde algıladılar. Böylece onların gönlünde taht kurdunuz. Sizi fırtınalı bir denizde sığınılacak güvenli bir liman gibi gördüler.
       Garip guraba yüreğine koşana bakar, kendisine değer verene değer verir. Siz bu kimi kimsesi olmayanların kimsesi oldunuz. Kalbinizi onlara açınca onlar da kalbiyle ve bedeniyle size yöneldi. Lütfen tabirimi mazur görün; Tıpkı bir yağmur esnasında civcivlerin ana tavuğun kanatları altına koşmaları gibi… Sizin varlığınızda ve samimi nefesinizde huzur ve sekine (sükun) buldu. Yine hicret esnasında Sevr Dağındaki Sevr Mağarasında iken Rasulullah ve Hz.Ebu Bekir(r.a)’in üzerine inen sekine gibi… Saf ve temiz toplum sizi geç buldu erken kaybetmek istemiyor. Şimdi bırakıp gitmeniz onların umut dünyasını yıkar. Anaları ölmüş bir civciv sürüsü gibi… Bence bu da en büyük vebaldir. Bizler Arif  Nihat Asya’nın o samimi şiirinin mısraları ile dua ediyoruz:
       Kahraman bekleyen yığınlarını,
       Kahramansız bırakma Allah’ım!
       Bilelim hasma karşı koymasını,
       Bizi cansız bırakma, Allah’ım!
       Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü,
       Ya çobansız bırakma, Allah’ım!
       3) Kalabalıklar milli iradeye sahip çıkmak için sizin etrafınızda kenetlendi.
       Üç genel seçim, üç yerel seçim ve iki de referandumdan mutlak galip çıkan AK Partinin başarısında en önemli pay hiç şüphesiz size aittir. Son yerel seçimde herkesin ittifakla onayladığı üzere bu seçimde adaylardan ve icraatlardan ziyade vatandaş sizin şahsınıza oy verdi. Bu vefalı halk seçimdeki kirli ittifakları sizin şahsınızda demokrasiyi rafa kaldırmayı amaçlayan bir operasyon olarak algıladı, söyleyeceğini söylemek için sandık başına koştu, yüksek bir katılım ve %45 oranındaki bir destekle size ve demokrasiye sahip çıktı. Tıpkı Peygamberi ortada kaldırmak için tezgahlanan oyunlar gibi… Şöyle ki; Kureyş’in ileri gelenleri Peygamberi ortadan kaldırmak hususunda takip edecekleri politikayı belirlemek için bir araya geldiler. Kendi aralarında tuzak çeşitlerini görüştüler. Bu hususa Kur’an-ı Kerim şöyle değinir:
“Ey Muhammed! Hatırla, bir zaman kâfirler seni tutup bağlamak veya öldürmek, yahut sürüp çıkarmak için tuzaklar kuruyorlardı. Onlar sana tuzak kurarlarken; Allah da onların tuzaklarını boşa çıkarıyordu. Allah tuzakları bozanların en hayırlısıdır” (Enfal,30)
       İşte bunun gibi kalabalıklar tezgahlanan bu kirli oyunu bozmak için canhıraş bir şekilde partiyi kurtarmak gibi değil, adeta vatanı kurtarmak gibi bir kurtuluş mücadelesi ruhu ve azmiyle miting meydanlarına koştu. Ard arda, sırt sırta vererek alanları doldurdu. AK Partinin bayrak reklamında olduğu gibi Uzun adamın etrafınızda kenetlenip milli iradeye ve en önemlisi de şahsınıza sahip çıktı. Sizi devirmeye çalışan şer cephesine karşı bir kez daha: ‘Hayır! Biz Başbakanımızın arkasındayız, onu size yedirmeyiz’ anlamına gelen “Dik dur eğilme millet seninle” sloganını avazı çıktığı kadar haykırarak tavrını net bir şekilde ortaya  koydu. Bu bütünleşme; sadece yurdumuzda değil, sınırlarımız dışında bulunan eski topraklarımızdaki Müslümanlarla diğer dünya Müslümanlarının hepsinde görüldü.
       Yaşanan son olaylarla beraber samimi halk seni korumak için Sevr Mağarasının kapısındaki gibi bir çift güvercin oldu. Örümcek misali ilmek ilmek mağaranın ağzına ağ ördü… Şu anda;“Ya Rasulallah sen bekle ben mağarayı bir kontrol edeyim. Sana bir zarar geleceğine bana gelsin!”diyen Ebu Bekir misali senin için canını verecek sevenlerin var. Anam babam sana feda olsun diyen sahabelerin benzeri “Allah’ım kalan ömrümü başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’a ver” diyen sevdalıların var… Senin sesinin bir kısılmasına üzülerek hüngür hüngür ağlayıp dua eden sevgililerin var… Tıpkı hicret esnasında Medine’nin ufuklarında Peygamberin gelişini bekleyen ve Peygamber görününce de “Telaal bedrü aleyna” diyerek karşılayan Beni Neccar ailesinin minik kızları gibi miting alanına koşup gözleri semada senin helikopterinin gelişini gözleyen, helikopter görününce de coşarak sevinç çığlıkları atan kızların var. Haydi şimdi başbakanlığı bırakabilirseniz bırakın!
       4) Toplum AK Partiye oy vermeyi bir ibadet saydı.
      Bu kadirşinas garip guraba halk sizin on iki sene boyunca gece gündüz kendisine hizmet ettiğinizi unutmadı. 30 Mart sabahını iple çekti. Başarılı olmanız için bir vefa borcu olarak seçim gecesi teheccüd namazına kalktı ve gözyaşlarıyla dua etti. Adeta bazılarının teheccüd namazına kalkıp beddua seansları tertiplemelerine inat… 30 Mart sabahında da sabırsızlıkla sandık başına koştu. Kimi evlatlar seçim günü yaşlı babalarını sırtında taşıyarak sandığa getirdiler. Felçli anneler ve eşler evlatlarını ve eşlerini kucaklarında sandık başına getirdiler. Hastalar, hükümetin tahsis ettiği ambulansla ve sağlık ekipleri nezaretinde sandığa geldiler. Büyük bir kararlılıkla oyunu AK Partisinden yana kullandılar. Seçim zaferini büyük bir coşkuyla kutladılar. Seçim akşamı yalnızca Makedonya’da değil, Bosna Hersek’te, Karadağ’da ve Sırbistan’ın özellikle Sancak bölgesinde çok yoğun katılımlı kutlamalar gerçekleşti.
       Siz de balkon konuşmanızla Allah’ın izniyle kabul olunan dualarla ayakta kaldığınızı ve çetin yolları bu dualar sayesinde aştığınızı izah ettiniz. Önce Allah’a, sonra size dua edenlere, sonra milletinize müteşekkir oldunuz.
       5) AK Parti, dünya üzerindeki Müslümanların da yeğane umut kaynağıdır.
Siz, sadece Türkiye’nin değil, dünya Müslümanlarının, İslam âleminin, Türkiye ve İslam düşmanı olmayan herkesin umudu oldunuz.
       Siz Afrika’nın içlerinde lastik tekerlekli araç görmemiş, demir parçasına dokunmamış, haritalarda köylerinin ismi yazılmayan, bütün dünyayı kendileri gibi zanneden nice masum Müslümanların  umudu oldunuz. Özellikle yüzyıllardır sömürülen, ezilen, bizde olduğu gibi azıcık kendilerine geldiklerinde, içlerine hemen fitne ve fesat tohumları ekilen öyle mazlum milletler var ki, her birinin umudu yine Türkiye ve sizsiniz. Elinizi dünya haritasının üzerine koyup, halkı Müslüman bir ülke seçin, kesinlikle görülecektir ki, Türkiye’nin ve Erdoğan’ın güçlü olması için gözyaşları dökmektedirler.
       Müslüman milletlerin endişesi şu:
       “Türkiye azıcık tökezlerse, batılı ülkeler, Afrika başta olmak üzere tüm İslam ümmetinin üzerine amansızca saldıracaklardır.”
       Türkiye’nin güçlülüğü, toplumumuzun dinamikliği dünya Müslümanları için bir güven kaynağı ve umut pınarı gibi akmaktadır.
       Çekilen bir twitte Mısır’lı bir Müslüman şöyle diyor: “Ey Türkiye’li Müslümanlar! Aman ha Türkiye’deki AK Parti iktidarının kıymetini bilin ve dört elle sarılın. Eğer AK Parti hükümeti iktidardan uzaklaştırılırsa biliniz ki İslam ümmeti çöker.”
       Allah, ülkemizi ve dünyadaki bütün Müslüman milletleri, bu umudu zedeleyecek şer güçlerden korusun ve kollasın.
       6) Ve en önemlisi İslami sahada elde edilen kazanımların tekrar kaybedilmesi endişemiz vardır.
       Kamu kurum ve kuruluşlarında başörtüsünü serbest bırakan kanunu çıkardınız. Böylece, yıllarca ikinci sınıf vatandaş muamelesine maruz kalan başörtülü kardeşlerimizin bu sorunu çözülerek kamuda rahatça çalışabilme ve okullarına rahatça gidebilme imkânı sağlandı. İmam Hatip Liselilere uygulanan katsayı zulmüne son verilerek İmam Hatip Lisesini bitirenlere istedikleri üniversitelere gidebilme fırsatı verildi. Kur’an-ı Kerim ve Siyer-i Nebi dersleri seçmeli ders olarak okul müfredatlarına konuldu. Her ortaokul ve lise adeta birer Kur’an Kursu oldu. İslam dininin gelişmesine yardımcı olan diğer kanunları çıkarmanız sayesinde Müslümanlar rahat bir nefes aldı. Bütün bunlar için önce sizden, sonra da emeği geçen herkesten Allah razı olsun.
      7) Barış süreci akamete uğrar
      Hayallerinizin büyük bir bölümünü işgal eden olayların başında kuşkusuz çözüm süreci gelmektedir. Elli bin insanın öldüğü, bundan kat kat fazlasının öksüz kaldığı ve milyonlarca insanın etkilenerek huzursuz olmasına sebep olduğu otuz yıllık terör belasını barış süreciyle bitirmek… Hiç kimsenin kurcalamaya yanaşmadığı bu süreci büyük bir cesaretlilikle bütün riskleri de göze alarak, değil elinizi bütün bedeninizi taşın altına koyarak başlattınız. Böylece Allah’ın izniyle akan kanın durmasını sağladınız. Sizin bu cesur kararlarınız sayenizde artık tabutlar gelmez oldu. Annelerin akan gözyaşları dindi. Bu da insanlar arasındaki kin ve nefretin yok olması, topluma huzur ve güvenin gelmesi, İslam kardeşliğinin yeniden tesis edilmesi anlamına gelir ki sevap getirisi açısında küçümsenecek bir sonuç değildir. İşte bunun içindir ki binlerce insanın duasını alıyorsunuz. Ne diyelim. Allah sizden razı olsun. Cennetinde Peygamberine komşu eylesin! (Amin)
       Bana göre bu çözüm süreci, Nobel Barış Ödülüne layık olan son yüzyılın en büyük olayıdır. Bu ödüle en layık sizsiniz. Amma önemli değil aslında en büyük ödül;
       “Allah’ın Adn cennetlerinde va’dettiği güzel güzel meskenler içinde ebedi olarak kalmak ve Allah’ın rızası ise hepsinden daha büyüktür. İşte en büyük kurtuluş budur” (Tevbe,72) ilahi müjdesine nail olmaktır.
       8) Siz AK Partinin lokomotifi durumundasınız
       Bize hizmet etmek için yönetimin başında bulunan AK Parti kurmaylarının hepsini seviyor ve onlara şükran ve minnet borçluyuz. Bu kurmayların da itiraf ettikleri gibi oyların %95’i Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsına verildi. Bu sebeple sizin samimiyetinize inanan ve yürekten bağlı olan vatandaşların çoğu, bir başka ismin genel seçimden “Erdoğan kadar başarılı çıkabilmesine” çok az ihtimal veriyorlar. Orta vadede ne Gül, ne Arınç, ne Numan ne de Davudoğlu AK Partiyi sürükleyemez fikrini taşıyorlar. Sizin genel başkanı olmadığınız bir AK Partinin 2015 Genel seçimlerinde oy oranının % 35 bandına düşeceği endişeleri var. Bu aynı zamanda AK Partinin tek başına hükümeti kuramaması veya AK Partinin içinde olmadığı bir hükümetin kurulacağı anlamına gelir ki; bu güne kadar elde edilen bütün kazanımların kaybedilmesi riski doğar. Yani tekrar başa dönülmüş olur. İşte o zaman kalbiniz ve vicdanınız hüzünle dolar, hayatınızın en büyük ızdırabını yaşarsınız. Allah korusun!
       9) Komutan cepheyi terk etmemeli.
Sayın Başbakanım! Siz şu halinizle “Okçular Tepesi”nin komutanı Abdullah ibni Cübeyr konumundasınız.
       Uhud Savaşı’nda Rasulullah, Abdullah ibni Cübeyr komutasında bir okçu birliğini, stratejik önemi bulunan bir boğazın yamacına yerleştirmiş ve onlara, “Bizim onları yendiğimizi görseniz bile yerinizden ayrılmayın! Yenildiğimizi görseniz dahi bize yardıma koşmayın!” diye sıkı sıkı tembihlemişti. Buna rağmen, müşriklerin bozguna uğradığını gören bu okçuların birçoğu “Ganimet! Ganimet!” diye bağırmaya başlamışlar, Abdullah ibni Cübeyr, onlara Hz. Peygamber’in emrini hatırlatmışsa da, maksadın hâsıl olduğunu zannederek bu emri ihlal etmiş ve savaş meydanına inmişlerdi. Arkadan dolanan düşman süvari birliğince etrafı sarılan sahabe, iki taraftan da sıkıştırılarak hezimete uğramıştı. Kazanılmış bir zaferin kaçırılmasına, yetmiş kişinin şehit olmasına sebep olmuşlardı. Kur’an-ı Kerim, Uhud Savaşının hikmetlerle dolu olan bu sürecini şöyle anlatır:
       “Gerçekten Allah’ın size va’di doğru çıktı; o sırada onları (müşrikleri) kırıp geçiriyordunuz. Sonuçta o sevdiğiniz zafer ve ganimeti Allah size gösterdikten sonra, isyan edip (Peygamber tarafından) verilen emir konusunda birbirinizle çekişip yıldığınız âna kadar ki, kiminiz dünyayı istiyordu, kiminiz de ahireti. Sonra Allah sizi denemek için onlardan çevirdi. Bununla birlikte sizi de bağışladı. Allah’ın mü’minlere bir lütfu vardır.”(A.İmran,152)
       İnancım sudur ki; bu davaya gönül vermiş AK Parti kurmayları bu sefer “Okçular Tepesi”ni terk etmeye niyetleri yok! Köprü yapıcılar konumunda olan kurmaylar Okçular Tepesi”nin yollarını açmalılar ki; bu tepenin komutanları bir değil birçok olsun…
       10) Erdoğan olmaksızın AK Partinin, ANAP’laşma olasılığı oldukça yüksektir.
Bendeniz de Erdoğan’sız  bir AK Partinin ANAP’ın çöküşü gibi zaman içersinde eriyip yok olacağı endişesini taşıyorum. Rahmetli Turgut Özal Cumhurbaşkanı seçildiğinin ertesi günü bir makalede okumuştum. Yazar: “Özal dün Cumhurbaşkanı seçildikten sonra adeta ‘Benden bu kadar siz de çıkarken ışıkları söndürün’ diyerek sanki o gece partisini kapattı” diyordu.  Gerçekten Özal-Yılmaz örneğinde görüldüğü üzere ANAP bir mumun tükenerek sönmesi gibi eriyip yok oldu. Doğru Yol Partisi hakeza…
       Günümüzde Oktay Ekşi 22 Nisan 2014 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde bunu en açık bir şekilde anlatıyor. İşte o yazının ilgili bölümü:
Bence Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olması ”istenecek” bir şey değildir, fakat sözün başında belirteyim: Bu konjonktörde en ”doğru seçenek’‘ onun Çankaya’ya çıkmasıdır. Çünkü onun Cumhurbaşkanı olması, Adalet ve Kalkınma Partisi’ni siyaset sahnesinden silecek en iyi çözümdür. Tıpkı Turgut Özal’ın Çankaya’ya çıkmasıyla Anavatan Partisi’nin (ANAP) sonunun başlaması ve Süleyman Demirel’in cumhurbaşkanlığının da Doğru Yol Partisi’ni bitirmesi gibi. (..) Şimdi sıra, 2007′de ertelemeye mecbur kaldığı hayali gerçekleştirmeye geldi. İşte bu aşamada yapılacak en büyük yanlış -bence- Tayyip Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkmasına engel olmaktır. (..) ”Kimse benim tarafsız bir cumhurbaşkanı olmamı beklemesin” mesajını veriyor. Onu zaten bekleyen yok! Balkonlara çıksa, bin kere yemin etse bile o kişilikten ”tarafsız” bir cumhurbaşkanı çıkmaz. (..) Köşk’e çıktığı zaman parti üzerindeki etkisi -aynen bir zamanlar Turgut Özal’ın başına gelen gibi- kısa zamanda erir, yok olur. Söylemesi bizden… Gerisini birlikte görürüz.
       Oktay Ekşi 22 Nisan 2014 / Cumhuriyet
       11) Hiç kimse yetki ve sorumluluklarını başkasıyla paylaşmaz
       Bazıları Recep Tayyip Erdoğan büyük yetkilerle donatılmış farklı bir Cumhurbaşkanı olur diyorlar. Bu işleyiş bakımında riskli bir varsayımdır. Farzedelim ki siz Cumhurbaşkanı oldunuz, yine AK Partinin göstermiş olduğu başka bir isim de Başbakan oldu. Peki başbakan olan kişi kendisinin işine karışan bir Cumhurbaşkanı ister mi? Tabi ki hayır. Bu durumda Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında yetki ve sorumluluk paylaşımı alanında bir çatışmanın olması kaçınılmaz olur. İleri bir tarihte Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olur, önerdiği isim de başbakan olursa ve o önerdiği isim Recep Tayyip Erdoğan’a “herkes kendi görev ve sorumluluğunda hareket etsin” derse ne olacak. Bir zamanlar bu yetki tartışması sebebiyle Ahmet Necdet Sezer kendisini o makama getiren insanlara anayasa kitapçığı fırlatmış, bundan dolayı da ekonomimiz tepe takla gitmişti.
      12) 2023 yılına kadar hedeflediğiniz bazı projeleriniz, belirlenen kritik hedefler akamete uğrar.
      Allah’ın yardımı ve sizin sayenizde son on yılda ülkemizin çehresi değişti, gelişmesi on kat arttı. Amma daha yapılacak çok şey var. Tasarladığınız ve çılgın proje olarak adlandırdığınız Kanal İstanbul projesi, deniz altındaki ikinci tüp geçit projesi, dünyanın en büyük hava alanı ve şu anda hayalinizdeki bütün projeleri bitirmeden gitmemeniz lazım. Bir dönem daha başbakan olarak kalmanız durumunda Türkiye’nin ekonomik ve siyasal istikrara kavuşacağına ve bu işlerin de biteceğine inanıyorum. Ne olursa olsun Cumhurbaşkanı fonksiyonu başbakanlık kadar aktif değildir. Siz Cumhurbaşkanı olduğunuzda bunlar ya akamete uğrar yahut iptal edilir. Zaten CHP İstanbul belediye başkan adayı Mustafa Sarıgül miting meydanlarında bu projeleri iptal edeceğini söylemiyor muydu?
      13) Cumhurbaşkanı olma şansınız olduğu halde fedakârlık yapıp olmamanız, sizin için pozitif bir algıya dönüşür.
      Sizin Cumhurbaşkanı olma şansınız varken ülke çıkarlarını her şeyin üstünde tutarak  olmamanız; büyük bir  fedakârlık ve özveri olarak algılanır. Bu sebepten dolayı halkın gözünde büyür ve sevginiz samimi Müslümanların kalbinde bir kat daha artar. Hem de çok kişi tarafından sevilmiş olursunuz. Bu kadar çok sevilen bir insanı Allah(c.c) da inşallah sever ve rızasına kavuşturur.
      Sonuç olarak:
      Bütün bu anlatılanları bir din kardeşliği hukuku çerçevesinde düşünmenizi hasetsen istirham ediyorum. Tabiî, “son kararı” verecek olan, elbette sizsiniz… Ama siz, son kararınızı verirken, “halkın beklentileri” ni de karşılıksız bırakmayacak ve onları   “tatmin” edecek bir karara varacağınız hususundaki inancımız tamdır.
      12 yıllık başarılı bir başbakanlıktan, güçlü bir liderlikten sonra, Türkiye’ye bunca faydalı hizmetler vermişken ve daha yapılacak çok şey varken bendeniz sizin gibi tecrübeli bir kişinin icranın başında bir dönem daha kalmasını can-ü gönülden arzuluyorum. Genel başkanı olduğum Kur’an Aşıkları Derneği yönetimimizin de görüşü bu yöndedir.
      Sesini duyuramayan saf ve samimi Müslümanların görüşü de sizin başbakanlığı devam ettirmeniz yönündedir. Ve sizden şöyle bir istirhamları var. Elçiye zeval olmaz. Müsaadelerinizle arzedeyim.
      “Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan, seçim meydanlarında sesinin kısılmasına üzülüp hüngür hüngür ağlayan biz sevenlerini düşünsün. Oy vermeye götürmek için anne ve babalarını sırtında taşıyan insanları unutmasın. AK Partiye oy vermeyi ibadet olarak gören insanların fikirlerine değer versin. Başlattığınız bu hareketin akamete uğraması endişesi ile geceleri kalkıp ağlayarak dua eden insanların görüşünü dikkate alsın.
      Canımızdan daha çok sevdiğimiz başbakanımız, liderimiz, ustamız işi şansa bırakmayıp açmış olduğu bu kutlu yolda bizi yalnız bırakmasın! Davasını ve hedeflediklerini bir adım daha ileri taşımak için arkasına aldığı bu toplumsal güç ile her zamanki gibi dimdik amma bizimle beraber yoluna devam etsin. Bir genel seçime daha Başbakanımızla beraber girelim. Yerel seçimlerdeki %45’lik oy oranımızı genel seçimde en az %55’e yükseltelim. Anayasayı tek başına değiştirebilmesine imkân verecek sandalye sayısını elde edelim. Ve anayasayı değiştirelim. Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı bundan sonra tam yetkili bir BAŞKAN olarak köşk’e taşıyalım.”
      Sayın Başbakanım! Seni sevenler görüşlerini Moliere’nin şu sözleri ile noktalıyorlar:
      “Unutmayalım ki bizler yaptıklarımızdan ve yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan sorumluyuz.”
      Allah’ım! Ülkemizin her tarafında yatan şehitlerin, tasarrufu devam eden veya etmeyen merhum evliyaların, Allah dostları âlimlerin ve masum Müslümanların duaları hatırına bizi en doğru yola yönlendir. İslam’ın yücelmesi için harcanan zamanı, parayı ve çabayı ibadet kabul eyle. Müslüman ülkelerin tek umudu olarak görülen Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı başarılı kıl.(Amin)     
      Kalbimizin en derin köşesinden sevgi, muhabbet ve başarı dileklerimizi iletiyoruz. Lütfen kabul buyurunuz.
                                                                                                                   Fethi KÜÇÜK
                                                                                      Kur’an Aşıkları Derneği (KA-DER) Genel Başkanı
                                                                                              10 Mayıs 2014 Cumartesi / ŞANLIURFA
 

 

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir