Masum, ürkek, çekingen, bir o kadar da onurlu bir kız öğrencim. Beni aradı ve dernekte buldu.
       “Hocam nasılsın iyi misin? Diyerek hal ve hatırımı sordu. Ben de:
       “Sağol. Sen nasılsın kızım? Bir sıkıntın yok inşallah.” Dedim. Kız öğrencilerime kızım diye hitap ederim. Evet! Ben erkek öğrencilerimi oğlum kadar, kız öğrencilerimi de kızlarım kadar belki onlardan daha çok severim. Çünkü onların her birisinin kendilerini üstün tutan farklı özellikleri vardır. Bu kızımızın da babası vefat etmiş, onun yokluğunu her haliyle hayatında hissediyordu.
       Bir şey isteyeceği her halinde belliydi. Yutkundu, kızardı, cesaretini topladı ve daha “Hocam” demeyle beraber hüngür hüngür ağlamaya başladı.İki gözü iki çeşme…Bardaktan boşanırcasına… Bahar yağmuru gibi gözyaşları sel olup aktı. Gözyaşlarını silmek ve bağrıma basmak istedim amma kız olduğu için bu mümkün değildi. Ben, çaresizlik içinde gözlerinden akan damlaları mahzun mahzun seyrederken üzüntüsünü paylaşmak adına gözyaşlarım onun gözyaşlarına eşlik etti. Nasıl etmesin ki o anda aklıma Rasulullah’ın daha doğmadan altı ay önce babasını kaybetmesi hali geldi de. Alemlere rahmet olarak gönderilen o son Peygamber daha doğmadan altı ay önce baba yüzü görmeden, baba desteğinden mahrum, öksüz dünyaya teşrif etmişti. Altı yaşında iken de yeğane dayanağı ve sevgi kaynağı olan annesini kaybetmişti. Yıllar sonra o hem yetim, hem öksüz hem de bir peygamberdi. Onun için Rabbimiz geçmişteki o yetim halini hatırlatarak ilerde kendisini razı edeceğini müjdeliyor ve şöyle buyuruyordu:
        5- İleride Rabbin sana verecek, öyle verecek ki razı olacaksın!
        6- O seni bir yetim iken seçip barındırmadı mı?
        7- Seni yol bilmez iken seçip doğru yola koymadı mı?
        8- Seni bir yoksul iken zengin etmedi mi?
        9- Öyle ise, sakın yetime kahretme (hor görme)  (Duhan Suresi)
        Sehl ibni Sa’d Es-Saidi (r.a)’den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Rasulullah (s.a.v):
        “Ben, yetim işine bakan kimse ile(ister yetimin akrabası olsun isterse yabancılardan olsun) beraber Cennet’te şöyle bulunacağız!” Buyurmuş ve şehadet parmağıyla orta parmağını biraz açarak işaret etmiş(ve halka göstermişti).
                                                                              (Buhari Tecrid-i Sarih, HNO,1838, Müslim, Zühd, HNO,2983,
                                                                               Ebu Davud,Edeb,HNO,5150,Tirmizi,Birr,14,Muvatta,Şear,5)
        Bir başka hadis-i şeriflerinde de şöyle buyurmuştur: “Kim üç yetimi yetiştirip, nafakasını temin ederse, sanki ömrü boyu geceleri namaz kılmış, gündüzleri oruç tutmuş ve sabahtan akşama kadar yalın kılıç Allah yolunda cihad etmiş gibi sevap alır. Müslümanlar arasında en hayırlı ev, içerisinde yetim olan ve yetime de iyi muamele yapılan evdir. En kötü ev de, içinde yetim bulunup da ona kötü muamele yapılan evdir.”
                                                                                                                                                      (İbni Mace, Edeb, 6)
        Siz Hiç Yetim Başı Okşadınız mı?
        Yetimler toplumun emanetidirler. Yetimlere karşı duyarsız kalmak, onları sevgisizliğin, güçsüzlüğün ve yalnızlığın kaderine terk etmek, topyekun herkesi sorumlu tutar. Peygamber Efendimiz yetimlere gayet müşfik davranır, onlara özel ilgi gösterirdi. Her fırsatta onları maddi ve manevi olarak desteklerdi. Bu hususta size iki olayı aktaracağım.
        Bunlardan bir tanesi şöyledir. Uhud’ta şehit düşen bir sahabenin küçük oğlu, aynı gün akşamüstü Rasulullah’a:         “Benim babam nerede?”diye sorunca Rasulullah:
        “Baban şehit düştü.”dedi. Şehit çocuğu ağlamaya başlayınca Efendimiz dayanamadı, onun başını okşayarak kucağına aldı ve:
        “İstemez misin, ben baban, Ayşe de annen olsun?” dedi ve yetimin başını tekrar okşadı. Bu küçük sahabi yıllar sonra şöyle demiştir:
        “Şu anda ağardığı halde Rasulullah’ın elinin başıma değdiği yerler hâlâ siyah kalmıştır. (Buhari)
        Rasulullah zamanında yaşanmış bir başka olay. Peygamber Efendimiz, bir bayram günü, sokakta çocukların neşe içinde oynadığını gördü. Ancak içlerinden bir tanesi, yırtık ve eski elbiseler içinde idi. Diğer çocuklar gibi gülüp oynamıyor, bir kenarcıkta oturmuş ağlıyordu. Efendimiz, onun yanına gitti:
        “Niçin ağlıyorsun” diye sordu.Neden çocuklarla beraber oynamıyorsun?”dedi. Çocuk üzüntülü bir şekilde cevap verdi:
        “Babam falan savaşta Peygamber Efendimiz ile birlikte savaşırken şehit oldu. Annem ise başka biriyle evlendi. Baba yokluğu içimi burkuyor. Analı babalı çocukların böyle yeni yeni elbiseler giyerek oynamalarına imrendiğim için ağlıyorum.” Efendimiz çocuğun elini tutarak şöyle dedi:
        “Benim, senin baban olmamı, Aişe’nin annen, Hasan ve Hüseyin’in de kardeşlerin olmasını ister misin?” Çocuk konuştuğu kimsenin Allah’ın Rasulu olduğunu anladı ve sevinçle:
        “Nasıl istemem ya Rasulallah!” dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz çocuğu alıp evine götürdü. Onu yedirip içirdikten sonra, güzelce giydirdi. Çocuk sevinç içinde arkadaşlarının yanına döndü.Diğer çocuklar onu gördüklerinde:
        “Az önce ağlıyordun.”dediler. Sana ne oldu da sevinç içinde yanımıza geldin?” Çocuk olanları anlatınca, arkadaşları ona şöyle dediler:
        “Keşke bizim babalarımız da o savaşta şehit olsalardı ve keşke biz de senin gibi olabilseydik.”
       Toplumda yetim ve öksüzler hep olacaktır. Yetim-öksüz olmak sadece onların imtihanı değil, sair Müslümanların da imtihanıdır aslında. Bu imtihanın bir bölümü de, yetimin derdi ile dertlenip, ona anne baba yokluğunu hissettirmemektir. Onun ağlamasına seyirci kalmamaktır. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v):
        “Yetimin ağlamasından Arş-ı  A’la titrer.” (Kurtubi,el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an,2/101) buyurarak bu gerçeğe parmak basmıştır.
        Yaşanmış hikâyemize tekrar dönelim. Benim teskin edici sözlerim üzerine dakikalar sonra, hıçkırıklar yerini sukunete bıraktı. Ve söze şöyle devam etti:
        “ Hocam! Bugün okulda öğretmenim yardımcı ders kitabı almamı istedi. Bunların tutarı Otuz TL.tutuyor. Benim bunları alacak kuruş param yok. Sen aklıma geldin. Onun için yanına geldim. Bir anda beni ağlama tuttu. Özür dilerim.” Ben:
        “Kızım n’olursun ağlama! Sen ağlarsan Arş-ı  A’la titrer. Baban yoksa, beni baban gibi gör ve ihtiyaçların için bana gel. Ben hep senin yanında olacağım inşallah.”dedim. Böylece güven duygumuzu tazeledik.
        Makalemi sloganik bir cümle ile bitirmek istiyorum: “Ne zaman başın düşerse dara, Fethi Hocanı ara.”
                                                                                                                                  Fethi KÜÇÜK
                                                                                                          Kur’an Aşıkları Derneği (KA-DER) Genel Başkanı
                                                                                                                         15 Ekim 2013 / ŞANLIURFA

 

 

 

 

 

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir